Umudu yükselten mücadeledir

Zehra25

Moderator
“Aynı suda iki kez yıkanılmaz” demiş Herakleitos. Hiçbir şey durağan değil, her şey sürekli olarak değişir anlamına gelir bu söz.

Geleceği kurmak, sözün anlamını bilmekle başlar. Değişimi, gelişimi, insanın içini, toplumun dinamiğini bilmek de bu sürecin bir parçasıdır.

En çok da iktidar partisinin bilmesi gerekir.

Neden mi?

İktidarda olmazsa sönümlenip gideceğinin farkında. Bu nedenle kendisine hayat veren dünya nimetlerinden yararlanmayı sürdürmek için iktidarını korumak için her yola başvuruyor. Kendi varlığını idame ettirmenin yolu olarak da, diğer siyasal partileri parçalamanın yollarını arıyor.

HER KUŞUN ETİ YENMEZ

Hatırlayın; bunu ilk kez MHP’de denedi ve başardı. Elinden kayıp giden partisi, gerisin geri Bahçeli’ye teslim edildi. O güne dek muhalefetin önemli bileşenlerinden biri olan MHP, dönüp dolaşıp, mevcut iktidara can suyu oldu. Türkiye’yi içinden çıkılmaz hale getiren ve adına “Cumhurbaşkanlığı sistemi” denilen sistemin yasallaşması da böyle mümkün oldu. Tabi “2.5 milyon mühürsüz oyun geçerli sayılmasına” sessiz kalan iradeyi de unutmayalım.

MHP’nin bölünüp, ana aksının bağımlı hale gelmesi, iktidarı bir süreliğine de olsa rahatlattı ama toplumsal muhalefetin vadisindeki suların çağıl çağıl akması önlenemedi. “Amiral Gemisi” CHP olan muhalefet, gün geçtikçe daha da etkili oldu. 2019’da, 11 büyükşehir belediye başkanıyla yeni bir aşamanın kapısı aralanırken, 2024’de 14’ü büyükşehir, 21’i il olmak üzere toplam 402 belediye CHP’li başkanlar tarafından yönetilir oldu.

İktidar açısından önüne geçilmez görünen bu gidişatı durdurmak için önce “silkeleme” talimatı verildi. Borçların önemli bölümü, önceki dönemden kalmaydı. İktidar, kendi dönemlerinden kalma borçları tahsil yoluna giderek, planlanan projelerin uygulanmasını geciktirmek; gecikme nedeniyle de halkta memnuniyetsizlik oluşturmak ve böylece CHP’li belediyeleri zorda bırakmayı amaçlamıştı ama olmadı. CHP’li belediyeler hem kendilerinin neden olmadığı borçları ödemiş hem de vaat ettikleri projeleri yapmak için birbirleriyle yarışır olmuşlardı.

Bu durum karşısında iktidar, ikinci kez düğmeye basmış; pek çoğu, yaşadıkları bölgede itibarsız olan ihbarcı ve itirafçılar aracılığıyla CHP’li başkanları gözaltına alıp tutuklamanın önünü açmıştı. Esenyurt ile başlayan süreç, İBB ile devam etmiş; sonra bütün belediyelere sirayet ettirilmişti bu durum. Etkili muhtemel rakiplerden biri olan İmamoğlu’nun diplomasının iptal edilmesiyle yetinilmemiş; tutuklanması da gerçekleştirilerek, muhalefete gözdağı verilmek istenmişti.

Üstelik bu gözdağı, yalnızca Cumhurbaşkanı adayının tutuklanmasıyla sınırlı kalmamış; Cumhuriyet Halk Partisi’nin kurumsal kimliğine de, tıpkı MHP’ye yapılmak istenen operasyon yapılması da planlanmıştı. Yandaş kanallar üzerinden başlatılan “kapatma”, “butlan” gibi tartışmaların fitili de bu sırada ateşlenmişti.

Oysa “aynı suda iki kez yıkanılmaz” sözü, tarihin imbiğinden geçerek bugüne gelmiş, hayat tarafından doğrulanmış bir gerçekliği ifade eder.

CHP, BİR HALK HAREKETİDİR

İktidar, bütün kamusal olanakları kullanarak, pek çok parti üzerinde operasyon yapabilir ama CHP, yalnızca bir parti değil, bir halk hareketidir. En kötü koşullarda dahi her dört seçmenden birinin desteğini almış güçlü bir toplumsal tabana sahiptir. Her kuşun eti yenmez yani! MHP örneğinde olduğu gibi hukuksal yöntemler kullanılarak operasyon yapılamaz; yapılmak istenen operasyon yapanların ayağına dolanır.

Nitekim dolanmış bulunuyor.

Yaşadıklarımız, Tarlakuşu ile Kartalın öyküsünü andırıyor. Hani yüksek bir uçurumun üzerinde oturup, kendi iktidarının keyfini çıkartan kartalın kendisine selam veren tarlakuşunu aşağılamasının sonucunda içine düştüğü sefil durumu anlatan öyküden bahsediyorum.

Şöyle başlar o öykü.

Kartal, tarla kuşuna, “ben kuşların kralıyım, sen kim oluyorsun ki ben konuşmadan, konuşma cüretinde bulunuyorsun?” deyince tarla kuşunun yanıtı, “hepimiz aynı aileden değil miyiz?” şeklinde olur.

Kartal, “istersem seni gagamın bir darbesiyle ezer geçerim” diyerek, uzlaşmaz tavrını sürdürür.

Tarlakuşu, kartalın okkalı bir dersi hak ettiğini düşünür ve aniden hızla yükselip, kartalın sırtına konar. Konar konmaz da tüylerini yolmaya başlar. Kartal öfkelenir; tarlakuşunu sırtından atmak için her yolu dener ama beceremez. Kaderine razı olur.

Kıssadan hissesi şudur bu öykünün.

Hiçbir güç mutlak değildir ve aşılması en zor görünen zorluk da, inançla, kararlılıkla ve mücadele ile aşılır. Örgütlü gücüyse kimse yenemez.

Mesele, yenmek ve yenilmek ikilemine gelmişken biz sözü Yaşar Kemal’e bırakalım. Usta yazar, İnce Memed’de, Ferhat Hoca’ya şu sözleri söyletir:


“Korkma, içindeki o yüz bin yıllık ağının, korkunun üstüne yürü, ona başkaldır. Önce içindeki, yüreğindeki zinciri kopar, başkaldır. Sonra dünyanın bütün zincirlerini kır, tekmil kötülüklere başkaldır, iyilik getir... Eeeeey, insanoğlu, sen solucan, sen karınca, sen böcek değilsin… Allah sana büyük bir hazinesini, tek kıymetli varlığını armağan etti, yüreğindeki umudu verdi sana… Başkaldırman için umuttan daha değerli bir şey, bir silah veremezdi sana.”
 
Üst